Monday, August 21, 2017

Pergamon

Dışarı çıktığım saatler genelde akşam üstü ya da öğleden önce ve kısa süreler. Uzun olanları akşam saatleri oluyor.
Bunları neden anlattım? Çünkü ben dışarıdaki sıcaklıktan haberdar değilmişim. Ay valla kalbim sıkıştı sıcaktan. 

Dün 4ten önce Bergama'yı fotoğraflayayım diye çıktım. Buyrun bakalım nasıl fotoğraflamışım.

Önce Asklepion'a gittik. Asklepion, Sağlık Tanrısı Asklepios için yapılmış bir şifahane (hastahane kelimesini sözlükten çıkarıp, bununla değiştirmeliyiz) veya spa merkezi.
Çünkü uygulanan tedaviler, açlık-susuzluk kürleri, çamur banyoları, rüya tabirleri, bitkisel kürler, banyolar falan.
Ancak girişinde "Buraya ölüm giremez" yazdığı rivayet ediliyor. Hamileler ve ölümcül hastalığı olanlar giremiyormuş.
Arabayı park ettiğimizde gördüğüm şuydu: Akropol. 
Bir de şahane bir harita buldum.
Aşağıdaki yol, Akropol ile Asklepion'u birbirine bağlarmış. Via Tecta adındaki 807mlik kutsal yol. Yolun bitiminde üstteki haritada kütüphane olarak görülen yer var.
Kaynaklarda farklı yorumlar var. Bir tanesi diyor ki, Viran Kapı'dan hastalar içeri alınırmış (Hasta Kabul :) )
Eğer öyle ise, yılanlı sütun neden Asklepion'un içinde. Sütuna daha gelmedik, gelince anlayacaksınız.
Asklepion'da birçok hayvan var. Kuş, kertenkele (en az 30cm) ve su kaplumbağaları en sık gördüklerimden. Aşağıda da, kuşu görebildiğinizi umuyorum.
Kalpli sütun. Bunun benzeri Agai'de de vardı. Nedense sadece tabanı var bu sütunların. 
Ve meşhur Yılanlı Sütun.
Kendisi aynı zamanda tıbbın sembolü olan yılan(lar)ın kaynağıdır.
Hikayesi şu; 
Hasta bir adam Asklepion'a geliyor. Kapıdaki yazıyı görüyor. İçeri alınmayacağını ve tedavi de olamayacağını düşünüyor. O esnada, kaseden süt içen ve zehirlerini bu süte bırakan iki yılan görüyor. Sütü içerek ölmeyi beklerken iyileşiyor.
Aşağıdaki taklit sütun, orijinali müzedeymiş. Çok sıcaktı diye biz birahaneye gittik. Müze başka zamana kaldı. msehrksjherkajer
Yukarıda demek istediğim buydu. Eğer hasta kabul Viran Kapı'dan yapılıyorsa, bu adam sütunun olduğu iç kesime kadar nasıl geldi. Bu tür ağızdan ağıza hikayeler olmasa aslında tarih hiç de keyifli olmazdı, değil mi?
 Aşağıdaki fotoğrafta Asklepion'un ortası var. Haritada göreceğiniz üzere banyolar, kutsal su bu alanda. Aşağıdaki fotoğrafta görsel olarak ortada, gerçek hayatta sütunların bittiği yerde amfi-tiyatro var. Aşağılarda var bir sürü fotoğrafı.
Şimdi, bu alanda banyolar falan var ya, onlar etrafı çitli vs diye çekmedim. iki banyoyu da su kaplumbağaları basmış. Rahatsız ettik hayvanları yaklaşınca. Haritada bu banyoların üzerinin kapalı ve bir bina içinde olduklarını görebilirsiniz. 
Bu bana çok üzgün göründü, ondan çektim. Yüzünü dökme büyük sütun kafası. Kaldır çeneni yukarı
ahskerhksjere
 Amfitiyatronun önündeki üç sutün.
 Bu da diğer taraftan.
 Kutsal Su!
Ben içtim. Yanımdaki içmedi. Neymiş, içinden ne akıyor bilmiyormuş. 
Ben de dedim ki; "ben şifalanacağıma inanarak içtim. o yüzden iyi gelecek. sen korktuğun için içmedin" o da sözümü kesip "ölücem ben J, ühühühü" dedi.
:D
İçindeki lavabo orijinal mi merak ediyorum. Bugün okuduğum bir kaynak bu suyun radyoaktif olduğunu iddia etmiş. 
 Vee uyku odalarına gidiş veya Telesphorus Mabedi'ne giden yeraltı tüneli. Alttaki fotoğrafta üstteki açıklıkları görebiliyorsunuz. Bir altındakinde de o açıklıklardan tünele gelen ışıkları.
Bu üstteki açıklıklardan rahipler hastalara "iyileşeceksin" diye fısıldarmış.
ahdfsajkhrjkherke
Ondan sonra "kişisel gelişim kitaplarından nefret ediyorummm" dersiniz. Adam daha M.Ö.4ncü yy veya M.S. 2nci yy'da bunu yapıyormuş.

 Amfitiyatoruyu çekmişim. Aşağıda. 

 Tiyatoraya giden sütunlu yol.
 Dönüşte yine bu ağaca geldik. Muhteşem değil mi?
 Via Tecta'dan Akropol görüntüsü. 
 Ve şimdi Akropol'deyiz. Yukarı kent. Korunaklı olduğu için buraya yapılmış. Bergama Krallığı oldukça büyük bir krallık. Efes ve Agai buraya bağlıymış. Yine ağaç ile açalım yazıyı.
Bu çam kökü, Zeus Tapınağı'nın önünde. Tapınak herkesin bildiği üzere Berlin'de ama temeli bizde. 

 Bu da tapınağın ortasındaki çam ağacı.
 Buradan yürüyerek en dik amfitiyatrolardan biri olan tiyatroya indik. En uzun burada kaldık. Çünkü tümülüslere bakıyorduk. Benim evimi de aradık tabi. 
 Ve amfitiyatro. Buraya ineceğimi hiç düşünemiştim. Zaten Zeus Tapınağı yanında gidince, ortasına geliyormuşsunuz. O yüzden gözünüzde büyümesin.
 Aşağıdakinden onlarca var. Her seferinde çekmişim.
 Ve tiyatoranın yandan görüntüsü.




Burası hakkında okunacak ve anlatılacak çok şey var.
Aşağıda kaynakları üzerinde olan görsellere bir bakın. Anlarsınız ne demek istediğimi.


http://www.elsentoine.com/turksewestkust2012/bijzonderheden/pergamontekening1886.gif 

Sıcak demiştim değil mi?

Önce Akropol'deki çaycılara gidip, soğuk bir soda - limon içtik. Sonra elbette birahaneye. Ancak içkiyle arama kara kedi girdi. 

Şikayet etmiyorum. Duyan da her akşam bir tek atıyorum sanacak!
Viva Pergamon!
ve Zeus.

Tuesday, August 15, 2017

Kaçan Uçak Küçüktü

Hafta sonu Ist'daydim.
Cuma gunu ucaga bindim, Avropa yakasinda indim. Planin basinda kendisinde kalacagim arkadasimla gorusup, farkli ve yeni arkadas grubumla zaman gecirmeye karar verdim. Aksam 8de Besiktas'inda bulusacagiz.

Benim gibi eski bir toplu tasima ve buyuksehir korkusu yasayan bir insan icin, ay biz sok!
Havabus diye bir sey varmis, uzun da bir kuyrugu olan bu otobuse binmek uzere beklemekteyken onumdeki yasli adam benimle konusmaya basladi.
Katar, Doha dogumluymus. Sene 1980lerde babasi buna bilmem kac bin dolares vermis, "git parayi harca, bitince gelirsin" demis. Bu amca da Izmir'e gelmissss. (Alt metin "ben cok zenginim).
Oradaki otel muduru, canim benim, adami Antalya'ya gondermis. Orada daha cok eglenirsin diye. Adam da gitmis, 7 ay icinde yemis parayi, ulkesine donmus.

Sonra otobuse bindik. Siranin sonundaki son 4 kisiden ikisi bizmisiz.

Benden once bindi haliyle, ben de arkadan gecikmeli gelince bana yaninda ayirdigi yere oturdum.
Ozetle adam Turkce biliyordu, beni Dingiliz sanmisti, ne isim vardi Ist'da. Calismiyorum dedim, o da calismiyormus. Emekli bile olmamis bok gibi para sayesinde. Bu arada adam hic Arap'a benzemiyordu. Sarisin bir Italyan belki (varsa oyle bir sey, sarisin Arap cunku).

Para toplamaya geldiklerinde benim parami odemek istedi. Biletciye itiraz edip, adami tanimadigimi soyledim. Biletci durumu anladi, benim parami aldi. Bizim ejnebi de, yok onun ulkesinde kadinlar para vermezmis de bikbiklerken, "Roma'da Romalilar gibi davranacaksin. Burasi Turkiye" dedim. Sustu.

Ulkemizde toprak alip, iki tavuk bir horoz, keci falan (benim hayalim!) yasamaya karar vermis. Geyikli, Edremit falan bakinmaya gelmis. Oooo hayalimdeki zengin, yasli erkek dedim. Zaten oksuruyordunda, yani gidici gibiydi ahahaha

Ben pek konuskan biri degilim. Adam da dili dondugunce konusuyor benimle. Ben pek soru da sormuyorum, koskocaman ve tekrar eden bir iliskiden cikmis ve saatlerdir yoldayim diye de yorgunum.

Izmir'de o vakitlerde bir restorantta dinleyip, begendigi sarkilari dinletti bana.
Ilki Safiye Ayla'dan "Cile Bulbulum", ikincisi Samime Sanay "Bir Ilkbahar Sabahi". Bu arada otobusun arka koltugundan birindeyiz. Bu sarisin arap cep telefonundan yutubu acmis, hepimize dinletiyor.
Ben baskalari icin rahatsiz oldum. Toplumda hic tasvip etmedigim bir durumdur ofislerde bile izin almadan herkese muzik dinletmek. Zaten beden dilim konusuyordu. Adam solda, sicaktan boncuk boncuk ter dokuyor, ben sagdaki camdan disari bakiyorum.

Benden pek tepki goremeyince kapatti. Konusacak konu da bulamadi. Ben de Ahmet Ozhan'dan Omrumuzun Bahari'ni da calar diye bekliyordum halbuse!

Neyse, indim ben son durakta. O hic davranmadi bile. Iyi eglenceler dedi. Ben pesimden gelir diye kosarak indim. 

Aksam da Besiktas, Nisantasi'da geceledik. 3 gibi yatip 7de kalktik. Catalca'ya gittik ertesi sabah 3 kadin. Katildiigimiz calisma Pazar 13:00te bitecekti, bitmedi. Ben de ucagi iptal ettim. Bitkilerime iki gunluk su ve kendime Pazar gecesi evde olma sozu verdigim icin icim tuhafti. Ancak dogru hareketi yapmisim.

Harika bir h.sonu gecirdim.

Biraz afallamis durumdayim eve donunce.
Bugun icin planim su;
Ve o kadar cok yapacagim sey var ki! Olayin mahremiyetinden dolayi paylasamiyorum. Ancak sihirli degnegimin ucu temizlendi, calisiyor.
Cok sukur.
Birden yoruldum ve acilen kalkmam gerekiyor.
Optm by.




Tuesday, August 8, 2017

40 yapti

Dun aksam caanim B aradi ve hemen birseyler planladi. Aksam 9 gibi bir arkadas beni aldi ve ilce merkezine indik.

Sevgili C bana ay tutulmasi hakkinda mesaj atmadan once bir haber aldim. Aslinda bilmedigim, yeni veya kotu bir haber degildi. Ama duyar duymaz kalp carpintisi basladi. Saniyede iki kere. Gece nese icinde gecti ve kalbim sakinlesmedi.
Bir ara masaya uc mumlu bir pasta bile geldi. Cok guzel bir aksamdi.
Ben haric herkes is sahibi oldugu icin 12 gibi eve dondum ben. Gece 1de kalbim hala horon vuruyordu. Yeni ogrendigim numaralari yaptim, gecmedi. En son Jaguarla iletisime gecip, beni sakinlestirmesini ve cozumu ruyamda gostermesini istedim. Uyumusum. Ruyami hala hatirlamiyorum.

Sabah yediye dogru uyandim. Telafi icin uykuya devam etmek istedim ama kalp devam tik tik atmaya. 
Ona yaz, buna yaz derken (benim kafa yazarak daha iyi calisiyor) kalktim ve meditasyonumda aglamaya basladim. Zaten her sabah gozyasi dokuyorum sifayla ama bu bildigin aglamakti dostum.
Sonra bana bir husu, bir huzur geldi ammann uzerime bin afiyet.
Ve dunyayi degistirme gucu. Bir anda ilcede ormana girmeden 40 kaplan gucune eristim.

Ziyadesi ile mukemmel bir his.

Yas gunumdeki tutulma vs derken bircok sey ayni anda patladi. Sabah danismanimi uyandirmayayim diye onun aramasini bekledim.
Aradiginda kimse kusura bakmasin, aidiyet hissediyorum. Kadin zaten benim aynam. O yuzden danismanim. 
Tak tak seyler soyluyor, benim kafamda ampuller patliyor o bilgiden!
Danismanimla 40 dakika konusmusuz, simdi baktim ve icimden anirarak guldum.

Cunku telefonu kapattiktan sonra 40 neyi simgeliyor acaba diye dusunup, googlea danismistim.

Blogda link veremiyorum ama ekran goruntusu aldim. Ilki vikipedyadan. Nasil girilebildigini de gormus oldunuz ;) 

Sonra bir de derli toplu deyislerin oldugu bir makale var, 12 sayfa zaten. Bulup okumak kolay.
Ben ilk aramayi ingiliççe yaptim. Incil'deki 40 sayisi, Misir'da ve Saman inancinda olunun bedenini 40 gunde terk etmesi ve bizim kirk cikarmalarimiz vs. o kadar cok bilgi var ki.

Neticede, 40 hazirlanma, arinma, temizlenme, olgunlasma ve yeni bir hayata baslamayi simgeliyormus.
Cogunda da sipirituel yukselme.
Anne karninda 40 hafta kalmamiz, peygamberlerin 40 yasinda peygamber olmasi, Tufan'in kirk gun surmesi... O kadar cok ki sureci ifade eden.
Her seyi bastan okumak istiyorum!

Kalbim yine hareketlendi ama bu sefer heyecandan. Cok guzel gunler gorecegiz. Korktugunuzda hemen korktugunuz seyin tersini hayal edin. Gerceklesmis gibi durumun icine girin. En kotu "iptal" deyin.
Ayrica, iyi bir seyler olmus ve artmasini istiyorsak "sukurler olsun"; var olan bir durumu sabit tutmak icin de "hamd olsun" demeliymisiz.
Klanimi buldum ve girdim. Etrafimda boyle insanlar var artik.
Ehehe

Son bir sozum olacak annelere.
Asik oldugunuzda acikiyor musunuz? 
Insan aslinda yiyeceksiz hayatini surdurebiliyor. Bu da asikken acikmamakla alakali. Dervislere, Mevlana'ya, Sems Tebrizi'ye veya Cemal Nur Sargit'a bakin. Tum bu insanlarin icinde ask var ve tum bunlar bizim gibi en az 3 ogun yemek yemiyorlar.
Cunku askin ne oldugunu cozmusler. Yaradanin kendilerindeki yansimasini seviyorlar. 

Eee?
 
Cocuklar hakikaten bir nevi "tabula rasa". Ask, sevgi kodlari ile yuklenmis sekilde doguyorlar. Dolayisi ile acikmayan cocuga zorla yemek yedirmeyin. Bedeninin tum kimyasini bozmayin. Ihtiyaci varsa gelir ister zaten.

Yine nerden nereye geldin J!

Yeniden dogusumuz kutlu olsun! Dunya yemyesil, adil, huzurlu ve berektli olsun!
Amin bin